Lö Soru Cevap

Cevap: Bir daha dünyaya gelsem LöAşk’ı tatmadan ölmekten çok korkardım, ancak senin sorun “bir şeyleri formatlayıp yine aşık olsan, LöAşk mı olurdu?” ise, bence her ömre bir tane LöAşk yeter, ikincisi psikolog da olsanız delirtir. Ciddiyim.

Cevap: İlk olacak, ancak son olmayacak gibi. LöAşk 3 kitaplık bir seri, ayrıca Sümer metinleriyle ilgili yazacağım bilim kurgu romanımın taslağını da yazdım. Muhtemelen 4. Kitabımın konusu da bu olur, tabi hayat….

Cevap: Gözlemlerime göre; dev olan hemen her aşk, zaten özünde LöAşktır. Tarihte yaşanmış büyük aşkların hikayelerini, klinisyen bakış açısıyla okurken; o dev aşkların içindeki patoloji rahatça görülüyor aslında. Zaten hep demez miyiz “ aşk delice bir şey” diye? <span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Bitmeyip, devam ettiğini nerden biliyoruz ki? Ben orayı kaçırmışım.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Değilim, dördüncü bir kitap yazarsam bana sitem etmeyeceğinizi umuyorum.

Cevap: Mert’le Akın’ın aşk hikayesinde Fransızca’da başına getirildiği kelimeyi erilleştiren ‘Le’ yani ‘Lö’ artikeline atıf yapan bir anlamı olmakla birlikte #LöAşk’ın kitapta ifade ettiği daha derin bir anlam daha var…

Lö Aşk: Birbirinizin kişilik bozukluklarını besleyerek büyüttüğünüz, delice büyük ama bir o kadarda inişli çıkışlı aşklara verdiğim patolojik &amp; psikolojik bir terim. Bu yüzden serinin ve sayfanın ismini Lö Aşk olarak belirledim.

Cevap: Kitapta “ya bir kitap yazacaktım ya da kendimi öldürecektim” yazıyor. Özetle ben kitap yazmayı seçtim. Okulda, evde, sokakta, işte homofobi yüzünden çeşitli acılar yaşayan bireyleri meslek hayatımda iyileştirmeyi başarmış biri olarak, bireylerin en başta bu acıları hiç yaşamaması uğruna bir savaş vermek demekti benim için kitap yazmak…

Cevap: Psikolojiye göre homofobi evrimsel temellere dayanan bir savunma mekanizması aslında, çok ilkel ama bir o kadarda doğal. Doğal olmayan 21. Yüzyılda bu ilkelliği engelleyecek temelde ahlaklı ve “ bilimsel yaklaşımı” bilen, eğitimli bireyler yetiştiremiyor olmamız.

Cevap: Kitabın geneli, bir eşcinsel çift üzerinden; aşka, insan doğasına, duygulara, psikolojik rahatsızlıklara, uyuşturucuya ve daha bir çok konuya gerçek bir hikayenin ışığında psikolojik bir perspektiften bakıyor.<span class=”Apple-converted-space”>  </span>Bilime ve klinik gözlemlerime dayanan bir çok çıkarımımı da sizlerle paylaştım. Umarım herkes okuduğunu “yeterince” doğru anlar, sözüm meclisten dışarı.

Cevap:<span class=”Apple-converted-space”>  </span>Aslında psikolojiyi, insanı, kişilik bozukluklarını herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ( nefret etmeyen herkes ) bilgi verici ama bir yandan da Leyla ile Mecnun hikayesi kadar romantik ve delice bir hikaye. Hemen her okuyanın farklı bir noktadan yorumlayacağını düşündüğüm için sanırım sorunuzun cevabı “çok daha fazlası” olacak.

Cevap: Narsist biriyle ilişkide başa çıkmanın tek yolu öz farkındalıktır. Lö Aşk’ta narsistin sizi nasıl değersizleştirip, kendi vizyonunda tuttuğuna dair onlarca örnek var. Bu bağlamda başa çıkmanızda Lö Aşk’tan da yardım alabileceğinizi düşünüyorum.

Cevap: Öncelikle toplumlardaki ortalama #lgbt birey oranı %11’lerdeyken Türkiye’de insanların deve kuşu gibi kafalarını kuma gömmesinden, üniversitelerdeki uyuşturucu problemlerinin bilinip yokmuş gibi davranılmasından son derece rahatsızım, bu konular kitabı “ilginç” mi yapıyor yoksa gerçekçi mi?<span class=”Apple-converted-space”>  </span>emin değilim. Bu açıdan bakıldığında aslında konu ilginç değil; biz toplum olarak “inkar” mekanizmamızı çokça kullanıp, yokmuş gibi davranıyoruz…

Cevap: Ben iyi yazılmış her kitap gibi Lö Aşk’ında kendi kitlesine ulaşacağını düşünüyorum. Ancak açıkçası en çok “bizden” nefret eden “karşı mahallenin” okumasını istiyorum. Çünkü biliyorum gerçeklerle yüzleşmek ne kadar zor olursa olsun, en çok gerçekleri merak ederiz. Pek yumuşak olmayan ama çok gerçek sürprizlerim var. Selam olsun karşı mahalleye!

Cevap: Üç kitaplık bir kitap serisinden, bir yaşam öyküsünden bahsediyoruz. Her yaşam gibi içinde her birinden var. Yazarken onlarca kez kahkahalara boğuldum, ağladım, düşüncelere daldım, aşkı içimde hissettim hatta pişmanlıklar yaşadım. Genel hatlarıyla ilk kitapta daha çok mutlu bir hikaye sizleri bekliyor diyebilirim.

Cevap:<span class=”Apple-converted-space”>  </span>Aksine sizin deyişiniz ile “olay” tamamen gerçek. Üçüncü kitapla beraber tanıştığımızda; ne kadarı benim gerçeğim bunu da açıklayacağım ancak o zamana kadar puzzle parçalarını birleştirenlerin de olacağından eminim. Teşekkürler.

Cevap: Açıkçası bu konu kişilerin tamamen “öznel” tercihi olduğu için böyle bir iddiada bulunamam. Ancak bu kitap serisi ve sonrası süreçte planlarım doğru işlerse; birçok eşcinselin toplumda daha az yargılanacağını ‘umarım’ söyleyebileceğiz.

Cevap: Bu sorunun iki cevabı var. Birincisi; evet korkuyorum, korkmasam üç kitabın sonunda hikaye bütünlüğü oluşmadan da ismimi sizlerle paylaşırdım. İkincisi; hayır korkmuyorum, çünkü maddi manevi hayatını kurmuş, çevresi tarafından sevilen, saygı duyulan biriyim. Hayatım pek değişmeyecek.

Cevap: Kitap % 0 kurgu, % 100 gerçek. Ne kadarı benden geliyor bu gerçekliğin? Belki tamamı, belki yarısı, belki de daha azı… Kendi kitabımdan spoiler veremiyorum, üzgünüm. Hikaye akışında öğreneceksiniz 🙂 Sorunuza ve ilginize teşekkürler 🙂

Cevap: Çok teşekkür ederim, bu yol ahlakın “gerçek” anlamını anlayabilecek kapasiteye sahip her insanın yoludur. Ne mutlu ki bu kapasiteye sahip heteroseksüel dostlar da var.<span class=”Apple-converted-space”>  </span>#LoveWins

Cevap: Başarının anahtarı doğru planlamadır. Böyle olması gerekiyor… Teşekkürler.

Cevap: Çünkü; “Sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir, bazen küçük bir an için ömür bile verilir” – Teoman

Cevap: Aşk; esaret altında yaşanacak bir özgürlüğü; karşı koyma fırsatın olmadan, bile isteye kabul etmektir…

Aşkın özgürlüğü öyle geniştir ki; ya beraberken tamamen kendiniz olur, çocuklaşır saçmalarsınız.

Ya da…

Aşkın esareti öyle büyüktür ki; tek bir gün dahi kendiniz olamadan sadece onun için yaşarsınız…

Cevap: Eşcinsellik örüntüsünün işlendiği bir çok yabancı dizi ve film izledim ancak kasıtlı olarak ‘özgün kalabilmek’ adına kitapları okumadım.

Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde iki sene süren, 16 toplumdan dışlanmış eşcinsel danışanımla gerçekleştirdiğim terapi süreci ve tabii kendi kalbim asıl ilham aldığım noktalardır.

Grup terapiler sırasında bir şeylerin değişmek zorunda olduğuna karar verip, bu amaçla planlar yapmaya başladım. Şu an planın %10’u karşınızda, %90’ı yükleniyor 🙂

Cevap: Üçüncü Kitaba kadar anonim kalabilmek için. Sevgiler – Enki

Cevap: Buna evrimsel olarak bakarsak; insanlar kendine benzemeyenleri ötekileştirerek, kendilerini korumaya/değerli hissetmeye çalışırlar.

Daha post-modern bakarsak; Türkiye’de ana savunma din olsa da, ben asıl sorunun eğitimden kaynaklandığını düşünüyorum. Dindar aileleri tarafından sevgiyle kabul edilen bir çok eşcinsel danışan gördüm.

Cevap: Cenneti yaşayan, cehennemi görmeden ölmezmiş.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Seri içinde sizi eğer bir sakıncası yoksa; cennetten, cehenneme götürüp, tekrar cennete döndürmekle birlikte bir kaç farklı planım daha var. 🙂

Cevap: Kitabın ana karakterini iki erkek oluştursa da; ben LöAşk’ı, yönelim, ırk, din, dil ayrımcılığı gibi sebeplerden acı çeken her bir birey için yazdım. Her insan anlaşılmak ister ve anlaşılmak her insanın hakkıdır.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

LöAşk ahlaki bir felsefeyle yazıldı; bu felsefe LGBTİ+ bireyleri kapsasa da, ayrımcılığa uğrayan her birey için bir baş kaldırıdır.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap:<span class=”Apple-converted-space”>  </span>Sürprizlerle dolusun hayat.<span class=”Apple-converted-space”>  </span>10 Mayıs 2012<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Hayatımda her şey tek kelimeyle BOK gibi gidiyordu ve ben hayatımın en mutlu günlerini geçiriyordum. ( Dünyanın en saçma denklemi gibi gözükse de, tam olarakta böyleydi) Daha ne olabilir ki dememek lazımmış; hayatın her zaman dahası, hatta çok daha fazlası olabiliyormuş…

Cevap:<span class=”Apple-converted-space”>  </span>1) Cesaret 2) Açık sözlülük 3) Öğrenme merakı<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Belki de… Zaman ikimizden birini haklı çıkaracak bayım. Teşekkürler.

Cevap: Bir daha dünyaya gelsem LöAşk’ı tatmadan ölmekten çok korkardım ancak senin sorun “bir şeyleri formatlayıp yine aşık olsan, LöAşk mı olurdu?” ise; bence her ömre bir tane LöAşk yeter. İkincisi psikolog da olsanız delirtir. Ciddiyim. 🙂

Cevap: Dünyanın en ünlü üniversitelerinden Stanford Üniversitesinde hapishane deneyi yapılıyor. Psikoloji öğrencilerden (çakma) suçlu ve gardiyanlar seçiliyor. Gardiyanlar gücün verdiği egoyla, gerçekte suçsuz üniversite öğrencisi olan mahkumlara hakaret ediyorlar, işkence yapıyorlar. (baya kötü şeyler yapıyorlar) İnsanlığın içindeki kötü yanın güçle ortaya çıktığını gösteren bir deneydir.

Bir de Aveyron’un vahşi çocuğu deneyi var. Bu deney de doğumundan itibaren ormanda yaşayan, doğaya tamamen uyum sağlayacak şekilde duyuları evrimleşmiş küçük bir çocuk hakkında. İnsanı insan yapan şeyin süper ego yani toplum kuralları olduğunu, doğada yaşayıp sosyalleşmezsek özümüzde ne kadar hayvan olduğumuzu ve evrimi kanıtlayan bir deneydir.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: İnsan doğası tek eşli değildir. Ancak insan iradeli bir varlık olarak karşısındaki kişi için fedakarlık yaparak iradeli davranabilir. Bence çiftler kendi arasında anlaştığı müddetçe her iki durumda gayet sağlıklı. Biz psikologlar hayatınızın kurallarını koymuyoruz, sizi tanıdıktan sonra seçmiş olduğunuz hayatınızın sonuçlarını birlikte konuşuyoruz.

Cevap: İhtimaller; Narsist kişilik bozukluğu, Şizoid kişilik Bozukluğu, Anti sosyal kişilik bozukluğu, Travma sonrası stres bozukluğu diye gidiyor… Size işin özünü bilmeden seçenek sunmam doğru olmaz ama terapiste gitmenizi öneririm. Hayat duygularla beraber daha keyifli olacaktır.

Cevap: Şizofreni ve bipoların hayat boyu ilaç bağlılığı açısından zor olduğunu düşünmekle beraber, her hastalığın getirdiği avantajlar da var. Kimse bipolar kadar hazda yaşayıp, eğlenip çılgınlık yapamaz veya hiç kimsenin şizofren bir birey kadar hayal gücü, soyut düşünme kabiliyeti gelişemez. Nereden baktığımıza bağlı.

Bardağın yarısı boş! Hayır o bardağın yarısı dolu!

Cevap: İnsan kendi hatalarını, döngülerini tam olarak göremiyor çünkü insanda savunma mekanizması isminde, yaptığınız her şeyi kulpuna müthiş şekilde uyduran bir mekanizma var.<span class=”Apple-converted-space”>  </span>Ben ve tanıdığım bir çok terapist arkadaşım terapiye gidiyor ancak her terapistin terapisti vardır diye de genelleyemem. Fakat her terapistin bir süpervizörü vardır, kendi vakalarını anlatıp üzerinde konuştuğu bir mentör gibi düşünün. Aynı seans gibi 45 dk. sürüyor ve seans ücreti ödeniyor bu aldığımız hizmete de.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Cognitive psychology ve Biological psychology diye beyinle ilgili iki ders vardı, en çok bunlar zorladı çünkü beyinle ilgili 2 bin tane falan İngilizce terim, bölgeyi ezberledim -Türkçe ezberlemekte kolay değil- bir de çok ödev yapmak zorladı, yine de gerçek anlamda zorlandım diyemem, lisans bittikten sonraki her adım bir öncekinden daha zor.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Okul bittikten sonra mutlaka master yapmalı ve en kısa 3, en uzun 7 yıllık ana ekol eğitimi alırsanız, üzerine 6’şar aylık; cinsel terapi, çift terapisi, evlilik ve aile, yas terapisi, grup terapisi gibi eğitimleri de tamamlarsanız ve işinizde iyiyseniz, kolay iş bulabileceğinize inanıyorum. Sorunuza cevap vermek gerekirse evet çok zor, insan okumaktan sıkılabiliyor, eğitime para veya zaman ayırmakta zorlanabiliyor. Yine de gerçekten isteyen her insan zoru başarabilir. Karar sizin, sevgiler.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Bir insanla empati kurabilmek için onunla tamamen aynı yaşam deneyimlerine, tamamen aynı sıralamada, aynı pozisyonda maruz kalmak ve birebir aynı kişiliğe sahip olmak gerekir. Yani empati tam manasıyla mümkün değildir. Biz danışanın bütün bu faktörlerin etkisi altında ne hissettiğini anlamaya çalışır ve sıkça sorgularız. Diğer yandan bunu profesyonelce yaparak kendimizi da belirli bir oranda “sağlıklı” kalabilmek adına dışarıda tutarız. Yine de çok etkileyici seanslar sonrası, neredeyse her terapistin hüngür hüngür ağladığı olmuştur.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Cevap: Bu durum bir kişilik bozukluğuna işaret ediyor, terapi almanız dışında verebileceğim bir tavsiye maalesef yok. Koca bir geçmişiniz var. Nedenleri anlamak için önce tanışmamız, birbirimize güvenmemiz, kara kutumuzu yavaş yavaş açmamız gerek. Keşke daha fazlasını yapabilsem….

Cevap: Her bipolar hastası Mr. Jones filmini izlemeli, isteyen bipolarlar evlenmeli, isteyen bipolarlar çocuk yapmalı. Diğer yandan %25 ihtimalle genin çocuğuna geçebileceği riskini de bilmeli ve normal bir anneye göre, özellikle de depresif atak dönemlerinde 100 kat fazla çaba harcamanız gerektiğini de bilmelisiniz. Karar sizin. Ancak Lityum kullanmayı reddeden bipolar hastaları bence yapmasa daha iyi. Lityum çok önemli!

Cevap: Bununla ilgili mutlaka bir makale yazacağım, çok önemli ve güzel bir soru.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Önce aşkı tanımlayalım. Bilimsel olarak aşk; bir nesne sayesinde oksitosin hormonu salgılamak demektir.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Kadınlar; doğum yaptıklarında, aşık olduklarında ve orgazm olduklarında bu hormonu salgılarlar.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Erkekler; sadece aşık olduklarında ve orgazm olduklarında oksitosin salgılarlar.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

Birine aşık olmanın bir çok sebebi var ama özetle oksitosin şart. Kadın bilinçaltı bunu çocuktan doyurabileceğini bilir ve cinsellik olmadan, çocuğuna iyi baba olacağına inandığı kişiye aşık olabilir. Erkek bilinçaltı ise bunun seksle geleceğini bilir ve cinsellik olmadan aşık olamaz ya da bakire sevgilisi olan çoğu erkek gibi; buluşma öncesi mastürbasyon yapar. Aslında bu mastürbasyonu onlara yaptıran bilinçaltlarındaki “o kıza aşık olma” isteğidir. Özetle; cinselliğin aşkta yeri çok büyük ancak cinsellik olmadan da aşık olma konusunda bilinçaltımızın yaratıcı çözümleri var. Yine de kolay yoldan bir bütün olmak, bence aşkta doymanın en güzel yoludur…

Enki; Sümer metinlerinde “ the water of god” ya da “ su tanrısı” olarak geçer. Sümer metinleri özel ilgi alanım. Çünkü 7500 sene önce, Nasa’nın daha 5-10 sene önce keşfettiği gezegen X’den tutun, günümüzdeki tüp bebek yönteminin inceliklerine kadar müthiş bir bilgi birikimleri ve dolayısıyla teknolojik &amp; bilimsel gelişmişlik düzeyleri var. Tarihteki ilk yazılı yazıtlardaki bilgiden bahsettiğimizi tekrar vurgulayalım.<span class=”Apple-converted-space”> </span>

İnsanlığı yaratmak gibi bir iddiam olmasa da, bilimin ışığında gerçek ahlakın Türkiye’de yeniden tanımlanması gibi bir amacım var. Bu doğrultuda bir çok kitap yazacağım. Dogmaları yıkıp, gerçekleri anlatacağım. Çünkü ben Enki’yim. Sümer metinleriyle ilgili yazacağım bir makalede Enki’yi sizlere daha detaylı tanıtacağım.

Cevap: Pek şaşırdığım söylenemez. Bunun sebebi 0 – 4 yaş arasında annenin çocuğunu hem çok yapışarak sevmesi hem de sert mizaçla itmesi ( dövmesi, bağırması vs ). Çocuk ilk nesne ilişkisinde sevgiyi; yapışmak ve itilmek olarak öğreniyor. Haftada bir yapışacak birini bulup, sonrada onu kendi elleriyle itiyor. Gayet patolojik bir davranış olmakla beraber, aşkla pek alakası yok bu durumun. Tabi istiyorlarsa bırakın aşk sansınlar, çünkü aksine ikna edemezsiniz.

Uzun ilişkiden bahsediyorsak, arada aşk olduğunu da varsayıyorum. Uzun ilişkilerde insan doğası heyecan arayarak başkalarını arzulayabilir ancak başkalarıyla aynı hazza ulaşamaz. % 99,9 hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Bunun sebebi vücudumuzun da bir hafızası olmasıdır. ( Bu sayede merdiven çıkarken basamaklara tek tek bakmıyoruz ). Vücut alıştığı teni, kokuyu, vücudu arar… Aldatmak aslında karşındaki kişinin değerini anlamayı da sağlıyor. Aldatıp yakalanan tüm danışanlarım; “ ben onsuz yaşayamıyorum, nasıl beni affeder?” sorusuyla geliyor. Özetle; heyecan azalır da çıkarda. En heyecanlı seksler genellikle barışma seksleridir. Baktınız heyecan azaldı, kavga edip barışın ve sevişin. 🙂

Cevap: Merhaba; anksiyeteden bahşediyor gibisiniz. Endişelerimiz bizim kötü sonuçlardan korunmamızı da sağlayabilir, hayatımızın kalitesini de düşürebilir. Dengeyi yakalamak önemli. Bilişsel davranışçı terapi ekolünde anksiyete ortalama 3-5 seansta çözüme ulaştırılıyor. Eğer hayatınızı olumsuz etkiliyorsa BDT ekolünde bir terapiye başlayıp, bunu çözmenizi öneririm.

Bu konuda daha fazla sorunuz varsa DM’den ulaşabilirsiniz.<span class=”Apple-converted-space”> </span>